Nesini Sevdim

Okuduğum kitaplar, izlediğim film, dizi ve oyunlar arasında beni etkileyenlerin “nesini sevdiğimi” kısa kısa not alarak burada arşivliyorum. (Başlangıç: Ocak 2025)

6. room to dream – seslİ KİTAP (2018) (GOODREADS)

  • David Lynch’in hayatını hiç beklemediğim kadar detaylı şekilde dinlemiş olmayı sevdim.
  • Uzun yıllar boyunca eserlerine hayranlık duyduğum bir kişinin düşünce tarzını, karakterini, insanlarla olan ilişkilerini anlamış olmamı sevdim.
  • Yaratıcı bir eserden alınan ilham ile o eseri yaratan kişiden alınan ilhamın nasıl da farklı olduğunu görebilmiş olmamı sevdim.
  • David Lynch ile Kristine McKenna anlatımları arasında değişen bölümlerin akıcılığını sevdim.
  • Tanıdığım eserlerin yapım sürecinde yaşanan olayların ve küçük ayrıntıların birer anekdot şeklinde David Lynch’in o büyüleyici ses tonu ve anlatım tarzıyla aktarılmasını sevdim.
  • Kitabı dinlerken, özellikle David Lynch’in okuduğu bölümlerin, beni anlatılan zamana ve mekana götürmesini, anlatılanları birebir yaşamış gibi hissettirmesini sevdim.
  • Bu kitabı bitirdiğimde kendimle ilgili bazı duyguların pekişmesini, sanki kitap anahtarmış ve o duyguların kapılarını açıp ortaya çıkarmış gibi hissetmemi sevdim.

5. Dream Scenarıo – Fİlm (2023) (IMBD)

  • Filmin bir rüya sahnesi ile başlamasını ve bu sahnenin görsel olarak çekiciliğinin yanı sıra içeriği ile de senaryoya direkt köprü yaratmasını sevdim.
  • Filmin ilk yarısının akıcılığını, merakı canlı tutmasını sevdim.
  • Hicivsel komedi olarak zaman zaman korku unsurlarını da kullanmasını ve bu sahnelerde komik unsurları da bulundurmasını sevdim.
  • Nicolas Cage’in rolündeki harika oyunculuğunu sevdim.
  • Senaryonun toplumsal boyutta eleştirdiklerinin dışında ailesel boyutta da erkek-kadın rollerini ele almasını, aslında çatı eleştirinin “erkeklik” olmasını sevdim.
  • Rüya sahnelerinin gerçek sahnelerle iç içe olmasını, ayırt edilmemesini ve böylece hem görsel olarak hem de içerik olarak filmin izleyiciyi devamlı şaşırtmasını sevdim.

4. tatavlada son dans – oyun (2023-2025) (TİYATROLAR)

  • Oyunun perde açılışından son anına kadar çok dinamik olmasını, iki kadın karakter arasındaki diyalogların çok doğal, akıcı ve seyircinin dikkat ve ilgisini hiç kaybetmeyen bir ritimde devam etmesini sevdim.
  • Hikayenin aktarılış tarzının, zaman akışının (flashback’ler dahil) sinemaya uygun olmasına rağmen bunun tiyatro sahnesinde de başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesini ve dolayısıyla oyunun sonunda çok etkilenmemi sevdim.
  • Sumru Yavrucuk ve Yeşim Koçak arasındaki kontrast dolu ama bir o kadar uyumlu enerjiyi sevdim.

3. KARANLIKTA KAHKAHA – KİTAP (1932/1993) (goodreads)

  • Bir hikayenin konusundan bağımsız olarak nasıl da kendini okutabildiğini görmeyi, kitabı bu şekilde deneyim etmemi sevdim.
  • Birbiri ardına gelen kelimelerin, cümlelerin akıcılığından öte oluşturdukları ritmi sevdim.
  • Diyalogların, mekan ve durum tasvirlerinin, olay akışının ve karakterlerle ilgili betimlemelerin hepsinin iç içe olmalarını, bir başka deyişle hiçbirinin tek başına öne çıkarak metni duygusallaştırmamasını, böylelikle üçüncü şahıs anlatıcının inanılmaz derecede objektif oluşunu sevdim.
  • Yazarın kitabın başında söylediğini (bir çok kitap yorumunda alıntılandığı gibi) kitabıbın sonunda ispat etmiş olmasını, konuyla ya da karakterlerle bağ kurmasam da hikayenin anlatılış biçiminden dolayı kitabı elimden bırakamamış olmamı sevdim.
  • Çevirisini sevdim.
  • Hikayenin anlatılış tarzının, okuduğum tüm sahnelerin baştan sona zihnimde nasıl da net ve kuvvetli bir şekilde canlandığıyla birebir ilişkili olduğunu anlamamı sevdim.

2. the substance – fİlm (2024) (IMDB)

  • Ana karakterin mevcut hayatıyla ilgili çok fazla bilgi vermeden direkt dünyasının değiştiği sahnelere geçilmesini sevdim.
  • Böylesine sıradışı bir senaryonun film olarak hayata geçirilmesinde kullanılan teknikleri sevdim.
  • Kamera açılarının, müziğin, “sarı manto” gibi detayların filmin akışında komedi unsuru katmasını ve böylelikle görsel olarak seyretmesi zor kısımları hafifletmesini, dengelemesini sevdim.
  • Demi Moore ve Margaret Qualley arasındaki fiziksel zıtlıklara rağmen aralarındaki uyumun gerçekliğini sevdim.
  • Dennis Quaid’i yıllar sonra ilk defa yaşlı bir aktör olarak bu filmle izlemiş olmamı sevdim.
  • Senarist ve yönetmenin Fransız ve kadın olmasını, vizyonunu ve cesaretini sevdim.
  • Filmin temasının duygusal mesajlar yerine bir tokat yemiş gibi fiziksel bir etki bırakmasını sevdim.
  • Demi Moore’un Golden Globes En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldıktan sonra ve onun anlamlı konuşmasını dinledikten bir gün sonra bu filmi seyretmiş olmamı sevdim.

1. hıs three daughters – fİlm (2023) (IMDB)

  • Birbirinden çok farklı üç kız kardeşin bir evin içinde nasıl birbirinden çok uzak olabileceğini göstermesini sevdim. Bu farklılıkların oyuncular tarafından çok doğal aktarılmasını sevdim.
  • Filmin akışının gerçek hayattaki sürece çok yakın olmasını, böylelikle izleyici olarak kendimi filmdeki evin içinde ve karakterlerle berabermişim gibi (dördüncü kız kardeş gibi) hissetmemi sevdim.
  • Diyalogların çok doğal ve gerçek olmasını, duyguların izleyiciye aktarılmasında abartıya kaçılmamasını, ağır ve üzücü bir konunun olduğu gibi tüm yanlarıyla aşırı duygusallığa kaçılmadan işlenmesini sevdim.
  • Filmin sonundaki sahnenin şaşırtmasını aynı zamanda çok anlamlı bir mesaj içermesini sevdim.